1. Turkiye’de Osmanli’dan baslayarak, raison d’état boyle calisir. Ortada hakli bir dava, duzeltilmesi gereken bir sorun, bir durum vardir. Devlet bu durumu duzeltmek icin kolunu kipirdatmaz. Sorunu yasayanlar sabirsizlanir, sinirlenir, durumu duzeltmek uzere herhangi bir sey yapilacagindan umudu keser. Umudu kesince, kendisi harekete gecer. O zaman “asi” durumuna duser. Silahlanir vb. Bu asamaya gelinince, devlet, dunyaya donup, “Bakin! Bunlar haydut! Bunlar silahli eskiya!” demeye baslar.
    – Murat Belge, 20 Mayis 2012, Taraf
  2. transport, motorways and tramlines
    starting and then stopping
    taking off and landing
    the emptiest of feelings
    disappointed people clinging on to bottles
    and when it comes it’s so so disappointing

    let down and hanging around
    crushed like a bug in the ground
    let down and hanging around

    shell smashed, juices flowing
    wings twitch, legs are going
    don’t get sentimental
    it always ends up drivel

    one day i’m going to grow wings
    a chemical reaction
    hysterical and useless
    hysterical and …

    let down and hanging around
    crushed like a bug in the ground
    let down and hanging around

    let down again
    let down again
    let down again

    you know, you know where you are with
    you know where you are with
    floor collapsing
    floating, bouncing back
    and one day….
    i am going to grow wings
    a chemical reaction
    hysterical and useless
    hysterical and…

    let down and hanging around
    crushed like a bug in the ground
    let down and hanging around

    (Source: Spotify)

  3. bizi buraya getiren sey, aci cekmemiz. sevgi degil. sevgi akla boyun egmez, zorlandiginda da nefrete donusur. bizi birlestiren bag secilebilir bir sey degil. biz kardesiz. paylastigimiz seylerde kardesiz. hepimizin tek basina cekmek zorunda oldugu acida, aclikta, yoksullukta, umutta biliyorduk kardesligimizi. biliyoruz, cunku onu ogrenmek zorunda kaldik. bize birbirimizden baska kimsenin yardim etmeyecegini, eger elimizi uzatmazsak hicbir elin bizi kurtarmayacagini biliyoruz. uzattiginiz el de bos, tipki benimki gibi. hicbir seyiniz yok. hicbir seye sahip degilsiniz. hicbir sey sizin maliniz degil. ozgursunuz. sahip oldugunuz tek sey ne oldugunuz ve ne verdiginizdir.

    buradayim cunku bende vaadi, iki yuzyil once bu kentte ettigimiz vaadi-yerine getirilen vaadi goruyorsunuz. vaadi yerine getirdik biz, annares’te. ozgurlugumuzun disinda hicbir seyimiz yok. size kendi ozgurlugunuzden baska verecek bir seyimiz yok. bireyler arasinda karsilikli yardimlasma disinda hicbir yasamiz yok. hukumetimiz yok, yalnizca ozgur birlik ilkemiz var. devletlerimiz, uluslarimiz, baskanlarimiz, basbakanlarimiz, seflerimiz, generallerimiz, patronlarimiz, bankerlerimiz, mulk sahiplerimiz, ucretlerimiz, sadakalarimiz, polislerimiz, askerlerimiz, savaslarimiz yok. baska da pek bir seyimiz var sayilmaz. biz paylasiriz, sahip olmayiz. varlikli degiliz. hicbirimiz zengin degiliz. hicbirimiz iktidar sahibi degiliz. eger istediginiz anarres’se, aradiginiz gelecek oysa, o zaman ona eli bos gelmeniz gerektigini soyluyorum. ona yalniz ve ciplak gelmeniz gerekiyor, tipki bir cocugun dunyaya, gelecegine, hicbir gecmisi olmadan, hicbir mali mulku olmadan, yasamak icin tumuyle baska insanlara dayanarak gelmesi gibi.

    vermediginiz seyi alamazsiniz, kendinizi vermeniz gerekir. devrimi satin alamazsiniz. devrimi yapamazsiniz. devrim olabilirsiniz ancak. devrim ya ruhunuzdadir, ya da hicbir yerde degildir.

    – mulksuzler, ursula leguin
  4. Paul McCartney ve David Gilmour Led Zeppelin dinlerken. Ağlayayazdım ofisin ortasında.

  5. daha dün üzüldüm ben buna ya.

    daha dün üzüldüm ben buna ya.

    (Source: howcouldyouletthishappen, via nerdyjokes)

  6. ahaahahah

    ahaahahah

  7. birçok şeyi açıklıyor sanırım bu.

    birçok şeyi açıklıyor sanırım bu.

    (Source: hamandheroin)

  8. sanma ki derdim gunesten oturu,
    Ne cikar bahar geldiyse?
    Bademler cicek actiysa?
    Ucunda olum yok ya.
    Hos. Olsa da korkacak miyim zaten?
    Ben ki her nisan bir yas daha genc.
    Her bahar biraz daha asigim:
    Korkar miyim?
    Ah. dostum. derdim baska.
    – Orhan Veli
  9. madem iyisin
    anladık iyisin,
    ama neye yarıyor iyiliğin.

    seni kimse satın alamaz,
    eve düşen yıldırım da
    satın alınmaz
    anladık dediğin dedik,
    ama dediğin ne?
    doğrusun, söylersin düşündüğünü,
    ama düşündüğün ne?
    yüreklisin,
    kime karşı?
    akıllısın,
    yararı kime?
    gözetmezsin kendi çıkarını,
    peki gözettiğin kimin ki?
    dostluğuna diyecek yok ya,
    dostların kimler?

    şimdi bizi iyi dinle:
    düşmanımızsın sen bizim
    dikeceğiz seni bir duvarın dibine
    ama madem bir sürü iyi yönün var
    dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
    iyi tüfeklerden çıkan
    iyi kurşunlarla vuracağız seni
    sonra da gömeceğiz
    iyi bir kürekle
    iyi bir toprağa.

    – bertolt brecht, madem iyisin
  10. sana büyük bir sır söyleyeceğim, zaman sensin.
    zaman kadındır, gönlü çelinsin ister zaman,
    hep okşansın diz çökülsün hep
    dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına.
    taranmış bir upuzun saç gibi zaman,
    soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi.
    zaman sensin, uyuyan sen, şafakta ben uykusuz seni beklerken
    sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi.
    ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
    bu durdurulmuş zamanın işkencesi mavi çanaklarda kan gibi
    bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
    bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini.
    daha beter seni kaçak,
    seni yabancı bilmekten,
    aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan.
    tanrım ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu,
    hazzın ötesinde taşındı sevgim hiçbir zararın erişemeyeceği yerde bugün.
    sen ki benim saat-şakağımda vurursun,
    boğulurum soluk alıp vermesen,
    tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın.
    sana büyük bir sır söyleyeceğim,
    her söz dudağımda bir dilenen zavallı.
    acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında.
    işte bu yüzdendir sık sık seni seviyorum deyişim,
    boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakca kalp kristali.
    kaba konuşmamdan gücenme benim, bu konuşma,
    ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar.
    sana büyük bir sır söyleyeceğim, bilmem ben
    sana benzeyen zamandan söz açmayı,
    bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm,
    tıpkı uzun bir süre garda,
    el sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
    bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının.
    sana büyük bir sır söyleyeceğim, korkuyorum senden.
    korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
    el kol oynatışından söylenmeyen sözlerden,
    korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden.
    sana büyük bir sır söyleyeceğim, kapat kapıları,
    ölmek daha kolaydır sevmekten,
    bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
    sevgilim.
    – louis aragon, sana büyük bir sır söyleyeceğim